Türk Markalı Otomobil

SULTAN II. ABDÜLHAMİT ‘İN GİRİŞİMLERİYLE BAŞLAYAN YERLİ OTOMOBİL HAYALİ 1961’DEKİ DEVRİM OTOMOBİLİNİN TRAJİK SONUYLA GÜNÜMÜZE KADAR ERTELENMİŞTİ.

Yerli otomobil projesinde Saab markasının ilişkisi nedir?
Projenin en önemli aşamalardan biri platform geliştirmekti. Bu konuda kendini ispatlamış bir markanın başarılı bir platformunu satın alıp geliştirmek bunun yollarından biriydi. Sıfırdan başlamak ise minimum beş yıllık bir zaman ve 1 milyar dolarlık bir maliyeti doğuracaktı. Üstelik Saab’ın know how ve kredibilitesine ulaşır mıydık, o da belli olmayacaktı.

Yerli otomobil konusunda dört hususu önemsedik: Birincisi, markanın Türk markası olması; ikincisi, bütün fikrî mülkiyet haklarının Türkiye’ye ait olması; üçüncüsü, teknolojinin TÜBİTAK’ın liderliğinde ve uluslararası iş birliğine açık olarak geliştirilmesi. Dördüncüsü ise otomobilin üretimindeki parçaların en az yüzde 85’inin Türkiye’de üretilmesi. Koşullarımıza uygun olduğundan Saab 9-3’ün fikrî mülkiyet haklarını satın aldık. Bu; platformdaki sedan, wagon, convertible ve XUV şeklindeki dört modelin tüm fikrî mülkiyet haklarını ve sertifikasyonlarını kapsıyor.

Böylece güçlü bir marka transferini çok kısa bir sürede sağladınız. Ya sonrası?
Elektrikli otomobilde gelecek çok hızlı şekillenecek. Türkiye bu alana girmeseydi belki bir otuz kırk yıl beklemek zorunda kalabilirdi. Saab’ın fikrî mülkiyet haklarını satın alarak kazandığımız zaman sayesinde teknoloji ve tasarım üzerinde daha çok çalışma şansı elde ettik. Ayrıca motor konusunu elektrikli otomobiller üreten Tesla ile de görüştük, ama bu ‘Gelin Türkiye’de beraber üretelim’ gibi bir bağlamda bir görüşme değildi. Bizim amacımız bu teknolojiyi Türkiye’de geliştirmek. Geliştirilecek batarya, elektrikli motor teknolojisi ya da yazılım ve donanımlar sadece otomobilde kullanılmıyor. Dolayısıyla pek çok teknoloji, diğer alanlarda da kullanılabilecek bir unsur olarak ele alınıyor.

Projeye bu açıdan bakarak yerli otomobile dönersek, sonrası için yapmamız gerekenler şunlar: TÜBİTAK ve Türkiye’nin sahip olduğu teknolojiyle bu aracı geliştirmek gerekiyor: Batarya teknolojisi, elektrikli motor ve sensor teknolojisi, tüm yazılımlar ve diğer donanımlar gibi teknolojilerin birleştirilmesiyle ilk otomobilimiz, menzili arttırılmış elektrikli bir araç olarak piyasaya çıkacak.

Tasarım konusunda ne aşamadasınız?
Tasarım konusu ikinci planda. Birinci hedefimiz; öncelikle bir teknolojiyi geliştirerek bu alandaki en iyilerden biri olarak öne çıkmak. İkincisi, iddialı bir tasarımla pazara çıkmak. Üçüncüsü; ekonomik bir araba üretebilmek. Türkiye’nin bunu yapacak alt yapısı olduğundan artık yerli üretime odaklanacağız. Üretimde özel sektörün, yani bir babayiğidin olduğu bir modeli önemsiyoruz. Fikrî mülkiyet hakkı bizde olan dört kasa modelini çeşitlendirmek, biraz da babayiğitle birlikte verilecek kararlarla olacak. Şu an üzerinde çalışılan tasarımlar var ama 9-3’e benzemiyor. Şunu diyebilirim; mevcut prototip dizayn bile 9-3’ten çok daha güzeldi ve bunu çok daha geliştireceğiz. Yeni ve yerli bir marka olarak piyasaya giriyorsak iddialı girmemiz lazım.

Motor konusundaki çalışmalarınız nelerdir?
Bizim motor kurgumuz 15, 17 kWh’lik bir batarya ve ona kapasite sağlayacak bir jeneratör sistemi. Sonuçta bizim içten yanmalı motorumuz sadece jeneratör görevi görecek. Motoru şu anda önceliklendirmesek de üç yıl içerisinde Türkiye’de üretmeyi planlıyoruz. Bunları sadece yerli araba için değil bütün Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu motorların geliştirilmesi için kullanacağız.

Yerli otomobil projesi, otomobilin de önüne geçen bir kapsama doğru evriliyor gibi…
Yerli otomobil projesi dediğimiz şey sadece bir otomobil üretme projesi değil. Örneğin geliştirdiğimiz bataryayı bir firmaya lisanslayıp “Bunu sen üret ve bütün dünyaya pazarla.” diyeceğiz. Zaten TÜBİTAK’ın asıl hedefi de bu teknolojiyi geliştirip ticarileşmesine imkan tanımak ve şu an bunu da yapıyoruz. Belki beş-on yıl sonra çatılar güneş panelleriyle kaplı olacak ve pek çok ev kendi enerjisini bataryada depolama imkanına kavuşacak. Hele hele batarya teknolojileri ucuzladıkça depolama imkanları artacak. Dolayısıyla bu teknolojilerle Türkiye var olmak durumunda. Bu nedenle biz projenin tamamını bir teknoloji geliştirme projesi olarak görüyoruz, TÜBİTAK Ar-Ge boyutunda her zaman yer alacak. İşin mühendislik boyutunun bir kısmını ve üretim boyutunu babayiğit üstlenecek. Çünkü Türkiye’nin bir marka oluşturup dünya pazarına açılmasını ve Türk otomotiv sektörünün de bir tedarikçi konumundan üretici ve stratejik ortak konumuna yükselmesini hedefliyoruz.

Yorum Yap

*